Filistinlilere yönelik saldırıların arttığı Batı Şeria’da İsrailli işgalciler ile askerlerin rolü, İsrail hükümetinin silah erişimini genişleten ve saldırılara karşı bazı tedbirleri gevşeten politikalarıyla birlikte eleştiriliyor.
İsrailli ve Filistinli kurumların açıklamaları, Birleşmiş Milletler soruşturmaları ve eski İsrailli yetkililerin değerlendirmeleri, devlet politikaları ile saldırılar arasında bağlantı bulunduğu yönündeki suçlamaları gündeme taşıdı. Bu suçlamalar, askerlerin saldırganları koruduğu, bazı olaylara yardım ettiği veya eylemleri örtbas ettiği iddialarını da kapsıyor.
Askerlerin saldırılardaki rolü tartışılıyor

İsrail basınında, askerlerin Batı Şeria’daki saldırılara yalnızca müdahale etmediği, bazı durumlarda işgalcilere destek verdiği öne sürüldü. Ramallah’ın kuzeyindeki Sinjil’de Filistinlilere ait zeytinlerin çalınması ve olayın örtbas edilmesinde İsrail askerlerinin rol aldığı iddia edildi.
İsrail parlamentosundaki muhalif milletvekili Gilad Kariv, 4 Eylül’de ordunun Filistinlilere karşı faaliyet gösteren yasa dışı yerleşim noktalarındaki gruplara hizmet eder hale geldiğini söyledi. Kariv’in açıklaması, Batı Şeria’nın güneyindeki Halhul’da Filistinlilere ait arazilerden üzüm çalınmasının ardından yapıldı.
300’den fazla İsrailli yedek asker de ağustos ayında Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’e "Yahudi terörüne karşı yedek askerler mektubu" başlıklı bir dilekçe gönderdi. Askerler, ordu yönetiminin işgalci şiddetini önlemek için kendilerine yeterli yetki vermediğini savundu. Görevlendirildikleri olaylarda müdahalenin çoğunlukla saldırıların ardından gerçekleştiğini belirtti.
Silah ruhsatları ve idari gözaltı kararı
Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, 22 Ocak’ta yasa dışı yerleşimlerde yaşayanların silah ruhsatı alabileceği bölgelere 18 yerleşim ekledi. Ben-Gvir’in açıkladığı verilere göre, 2023’ün sonlarında genişletilen politika sonrasında 240 binden fazla silah ruhsatı verildi. Bu sayı daha önce yılda yaklaşık 8 bin düzeyindeydi.
Veriler, işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerin dışında yaşayan İsraillileri de kapsıyor. Politikaya karşı çıkanlar, silahlara erişimin genişlemesinin Filistinlilere yönelik saldırıları kolaylaştırabileceğini ve faillerin cezasız kalmasına zemin hazırlayabileceğini savunuyor.
Savunma Bakanı Israel Katz, 22 Kasım 2024’te Filistinlilere yönelik saldırılardan şüphelenilen Yahudi işgalciler hakkında idari gözaltı uygulanmasına son verileceğini açıkladı. Aynı uygulamanın Filistinliler için sürdürülmesi, kararın ayrımcı olduğu eleştirilerine yol açtı.

İsrail İç Güvenlik Servisi’nin kararın işgalci şiddetiyle mücadele çabalarını zayıflatacağı uyarısında bulunduğu, Ben-Gvir ile Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in ise kararı desteklediği aktarıldı.
İlhak planı ve uluslararası yaptırımlar
Smotrich, 3 Eylül 2025’te işgal altındaki Batı Şeria’nın yüzde 82’sinin ilhak edilmesini öngören bir plan açıkladı. Planın hedefini "en fazla toprak, en az Arap" ilkesiyle tanımlayan Smotrich, Filistin devletinin kurulmasını engellemeyi amaçlayan bir yaklaşım ortaya koydu.
İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Norveç, 10 Haziran 2025’te Smotrich ve Ben-Gvir’e yaptırım uyguladı. Varlıkların dondurulması ve seyahat kısıtlamalarını içeren kararın gerekçesi, iki bakanın aşırılıkçı şiddeti teşvik ettiği ve Filistinlilerin haklarına yönelik ciddi ihlallerden sorumlu olduğu suçlamalarıydı.
Fransa da 9 Haziran 2026’da Smotrich’in ülkeye girişini, Batı Şeria’nın ilhakını ve yerleşimlerin genişletilmesini desteklediği gerekçesiyle engelledi.
Eski yetkililer Netanyahu hükümetini suçladı
Eski başbakanlar Ehud Olmert ve Ehud Barak’ın yanı sıra 30’dan fazla güvenlik yetkilisinin de aralarında bulunduğu eski İsrailli yetkililer, Netanyahu hükümetinin işgalci saldırılarını kasten mümkün kıldığını ileri sürdü. İmzacılar, ordu, polis ve İç Güvenlik Servisi’nin Filistinlilerin yerlerinden edilmesini ve topraklarının ilhak edilmesini amaçlayan politikaların uygulanmasına katkı sunduğunu savundu.
Eski yetkililer, bölgesel savunma birlikleri ile yerleşim güvenlik ekiplerinden askerlerin saldırılara katıldığını ve bazı suçların görmezden gelindiğini iddia etti. Sorumluların hesap vermesini isteyen imzacılar, İsrail Yüksek Mahkemesine başvurma tehdidinde bulundu.
Muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, 29 Eylül’de Netanyahu hükümetinin, Smotrich’in ve Ben-Gvir’in aşırılıkçıları teşvik ettiğini ve cezasızlık ortamı oluşturduğunu söyledi. Golan, Filistin köylerinin yakılması ile saldırıların siyasi destek görmesinin bölgedeki gerilimi artırdığını belirtti.
İsrail devlet kurumları içinde de işgalci şiddetine ilişkin görüş ayrılıkları yaşandı. Yerleşimler Bakanı Orit Strock ile İç Güvenlik Servisi Başkanı David Zini arasında 5 Ekim’de yaşanan tartışmada Strock, şiddetten yalnızca işgalcilerin sorumlu gösterilmesine itiraz etti. Zini ise siyasi liderliğe saldırıları kınama çağrısı yaptı.
BM raporu devlet politikalarıyla bağlantıya işaret etti
Birleşmiş Milletler bağımsız soruşturma komisyonu, 8 Mayıs tarihli raporunda Batı Şeria’daki Filistinlilere yönelik işgalci saldırılarında yetkililerin doğrudan rol aldığı sonucuna vardı. Raporda, saldırganlara mali ve askeri destek sağlandığı ve faillerin hesap vermekten korunduğu belirtildi.
Komisyon, işgalci şiddetini yerleşimleri genişletme, Filistin topraklarını ilhak etme ve Filistinlileri yerlerinden etme hedeflerine hizmet eden bir araç olarak tanımladı. İsrailli insan hakları kuruluşu B’Tselem de 2021 tarihli raporunda saldırıların Filistin topraklarını ele geçirme amacıyla kullanıldığını ve devletin doğrudan sorumluluktan uzak durduğunu savundu.
B’Tselem’in 14 Eylül tarihli başka bir çalışmasında, yaklaşık 2 bin tanıklığa dayanılarak resmi kurumlarla silahlı yerleşim grupları arasında yerinden etme, topraklara el koyma, hareket kısıtlamaları ve ekonomik baskı alanlarında iş birliği bulunduğu ileri sürüldü.
Zeytin hasadında yüzlerce saldırı kaydedildi
İsrailli insan hakları kuruluşu Yesh Din, 10 Ekim’e kadar iki haftada İsrailli işgalciler ve askerlerin karıştığı 377 şiddet olayını belgeledi. Olaylar 162 Filistinli topluluğu etkiledi. Kayıtlarda zeytin hasadı yapan çiftçilere yönelik 58 fiziksel saldırı, çiftçilerin hasat yapmasının engellendiği 57 olay ve ürün hırsızlığına ilişkin 100 vaka yer aldı.
Kuruluş, hasatla bağlantılı 44 olayda askerlerin bulunduğunu bildirdi. Filistin Topraklarını Sömürgeleştirme ve Duvarla Mücadele Komisyonu ise 1-12 Ekim arasında 219 saldırı kaydetti. Komisyon, bunların 42’sinin İsrail ordusu ile işgalciler tarafından birlikte gerçekleştirildiğini, 136’sının ise zeytin hasadıyla bağlantılı olduğunu belirtti.
Hasat dönemindeki kayıtlar arasında çiftçilere saldırılması veya çiftçilerin arazilerine ulaşmasının engellenmesine ilişkin 92 vaka bulunuyor. Bu vakaların 59’unun işgalciler, 19’unun ordu ile işgalciler birlikte ve 14’ünün yalnızca işgalciler tarafından gerçekleştirildiği kaydedildi.
Komisyon ayrıca ürün hırsızlığı veya ağaçlara zarar verilmesine ilişkin 45 olay tespit etti. Açıklanan verilere göre ekim ayının başından bu yana üç Filistinli hayatını kaybetti. 2026’nın başından eylül sonuna kadar ise işgalciler tarafından 5 bin 561 saldırı gerçekleştirildi.
Batı Şeria’da yerleşim ve yerinden edilme
İsrail, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’yı 1967’den bu yana işgal altında tutuyor. Bölgedeki İsrail yerleşimleri uluslararası hukuk kapsamında yasa dışı kabul ediliyor.
Filistinliler, Ekim 2023’te Gazze Şeridi’ne yönelik savaşın başlamasından bu yana İsrail ordusu ve işgalcilerin saldırılarının arttığını belirtiyor. Öldürme, gözaltı, evlerin yıkılması, mülklerin yakılması, arazilerin buldozerlerle tahrip edilmesi ve Filistinli toplulukların yerinden edilmesi bu dönemde bildirilen eylemler arasında yer alıyor.
Filistinli yetkililer ve insan hakları kuruluşları, saldırılarla birlikte yerleşimlerin genişletilmesini ve ilhak planlarını, Filistinlileri topraklarından uzaklaştırmaya ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatmaya yönelik politikaların parçası olarak değerlendiriyor.