İran Dışişleri Bakanlığı, Amerika Birleşik Devletleri ve Basra Körfezi İşbirliği Konseyi (KİK) tarafından yayımlanan ortak deklarasyona sert tepki gösterdi. Bakanlık, söz konusu bildirideki pozisyonları 'müdahaleci, sorumsuz ve provokatif' olarak nitelendirdi ve bölgede bu tür politikaların sürdürülmesine karşı uyarıda bulundu.
Bakanlık, Washington'un 'KİK üyesi devletlerin güvenliğine sürekli bağlılık' iddiasını 'laf kalabalığı ve gerçeğin çarpıtılmasından ibaret' olarak değerlendirdi. ABD'nin bölgedeki askeri varlığının, bölge halkları için bir yük ve güvensizlik ile bölünme kaynağı haline geldiği vurgulandı.
Askeri Üslerin Kullanımına Tepki
İran, 28 Şubat ile 8 Nisan 2026 tarihleri arasında bölge ülkelerindeki ABD üs ve askeri tesislerinin kendisine yönelik saldırı eylemlerinde kullanılmasının, Washington'un bölgesel güvenliğe veya ikili ilişkilere değer vermediğini gösterdiğini belirtti. Tahran yönetimi, toprakları ve tesisleri son 'dayatılmış savaşta' ABD-İsrail saldırganları tarafından kullanılan bölge devletlerini pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeye çağırdı.
Dışişleri Bakanlığı, uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilkesi uyarınca KİK üyelerinin, İran'a yönelik askeri saldırı da dahil olmak üzere hukuka aykırı eylemler için üçüncü bir tarafın kendi topraklarını veya tesislerini kullanmasını engelleme yönünde 'açık bir yükümlülüğü' olduğunu hatırlattı.
Nükleer Program ve Vekil Tartışması
Bakanlık, İran'ın barışçıl nükleer programına ilişkin 'soykırımcı Siyonist rejim ve ABD tarafından uydurulan büyük bir yalanın' tekrarlanmasından duyduğu tiksintiyi dile getirdi. KİK devletlerine, Washington'un 'tehdit anlatısına' uyum sağlamak yerine, nükleer silahlardan arındırılmış bir Batı Asya girişimini ilerletme ve ABD'yi bunu engellemekten vazgeçmeye zorlama çağrısı yapıldı.
Filistin ve Lübnan direnişinin 'İran vekilleri' olarak etiketlenmesinden duyulan üzüntüyü ifade eden İran, bölgedeki tek vekil varlığın Siyonist rejim olduğunu vurguladı. Filistin ve Lübnan halklarının işgale ve apartheid rejimine karşı mücadelesinin meşru ve uluslararası hukuka tamamen uygun olduğu belirtildi.
Bölgesel Güvenlik ve Hürmüz Boğazı
Açıklamada, ABD ve İsrail rejiminin yanı sıra son saldırıları destekleyen bölge ülkelerinin Hürmüz Boğazı'ndaki güvensizliğe doğrudan katkıda bulunduğu hatırlatıldı. Boğazın İran ve Umman'ın karasuları içinde yer aldığı ve dayatılmış savaşı sona erdiren mutabakat zaptının 5. Paragrafındaki düzenlemelerin bölgedeki seyrüsefer yönetimi için operasyonel temel oluşturduğu kaydedildi.
Dışişleri Bakanlığı, KİK üyesi devletlere güvenlik yaklaşımlarını son savaş ışığında yeniden gözden geçirme çağrısını yineleyerek, 'kolektif güvenliğin ancak bölge devletleri arasında işbirliği ve dış müdahale olmaksızın sağlanabileceğini' vurguladı.