Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında bu yılın odağı mera alanları oldu. Tema, bozulmuş meraların yeniden kazandırılmasına ve bu alanların ekonomik, ekolojik ve kültürel değerinin korunmasına dikkat çekiyor.
İran’da Doğal Kaynaklar ve Havza Yönetimi Kurumu, yedinci ulusal kalkınma planı kapsamında 2023-2027 döneminde 23 milyon hektar mera alanını restore etmeyi hedefliyor. Kurum yetkilileri, şu ana kadar 7 milyondan fazla hektarlık alanda onarım çalışması yapıldığını açıkladı.
Mera alanları neden öne çıkıyor?
Mera ekosistemleri, dünya yüzeyinin yarısından fazlasını kaplıyor. Buna karşın bu alanlar çoğu yerde geri planda kalıyor; gıda güvencesi, su döngüsü, biyolojik çeşitlilik ve iklim dayanıklılığı açısından kritik rol üstleniyor.
Bu alanlar ayrıca dünyada yaklaşık 2 milyar kişinin yaşamını etkiliyor. Özellikle göçebe topluluklar ve yerli halklar, bu coğrafyaların korunmasında uzun yıllardır belirleyici bir rol oynuyor.
Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü, bu yıl mera alanlarının ekonomik, ekolojik ve kültürel değerinin daha güçlü biçimde tanınmasını, geleneksel koruyucularına saygı gösterilmesini ve tahrip olmuş alanların onarımı için daha fazla yatırım yapılmasını gündeme taşıdı.

İran’daki çalışmalar
Yetkililerin aktardığı bilgilere göre ülkede 14 milyon hektara yakın arazi rüzgâr erozyonuna açık durumda. Bu soruna karşı yapay orman alanları oluşturulduğu ve malçlama uygulamalarının hayata geçirildiği belirtildi.
İranlı yetkililer, sınır aşan toz ve kum fırtınalarına da dikkat çekerek komşu ülkelerdeki aktif toz kaynaklarının bölgesel işbirliğiyle ele alınması gerektiğini vurguladı. Irak, Afganistan, Pakistan, Kuveyt ve Katar’daki sekiz aktif toz odağı, bu çerçevede öne çıkarıldı.
Kuruma göre çölleşmeyi ağırlaştıran başlıca etkenler arasında doğanın aşırı kullanımı, fazla su tüketimi ve bazı kalkınma projelerinin etkileri yer alıyor. Yetkililer, sürdürülebilir arazi ve su yönetimi ile topluluk temelli restorasyon çalışmalarının çözümün parçası olabileceğini kaydetti.
İran’ın açıkladığı hedef, yalnızca çevresel bir rehabilitasyon planı olarak değil, aynı zamanda tarımsal üretim, su güvenliği ve kırsal geçim kaynakları açısından da önemli bir adım olarak görülüyor.