Iraklı milletvekili Muhtar el-Musevi, ülkedeki silahlı grupların geleceğinin büyük ölçüde ABD ile İran arasında varılabilecek olası bir anlaşmaya bağlı olduğunu söyledi. Musevi, Bağdat’ın silahları devlet kontrolü altına alma çabalarını değerlendirirken, Irak yönetiminin bu alanda tam denetim sahibi olmadığını belirtti.
Parlamentonun Dış İlişkiler Komitesi üyesi olarak değerlendirmelerde bulunan Musevi, Haşdi Şabi içindeki farklı tutumların süreci doğrudan etkilediğini anlattı. Ona göre bazı gruplar silah teslimine ya da örgütsel bağları koparmaya hazırken, bazıları buna kesin biçimde karşı çıkıyor.
Şii Badr blokundan olan Musevi, Haşdi Şabi’yi 2016 yılında Irak devlet yapısına dahil edilen, ağırlıkla Şii tabanlı şemsiye bir yapı olarak tanımladı. Mevcut gelişmeleri ise kalıcı bir çözümden çok geçici siyasi düzenlemeler olarak niteledi.
Milletvekili, ABD-İran ilişkilerinin yönü netleştiğinde Irak’taki silah dosyasına yaklaşımın da değişeceğini savundu. Ona göre iki ülke arasında bir anlaşma imzalanması halinde, Bağdat’ın bu başlıktaki tutumu bütünüyle farklılaşabilir.
Bağdat yönetimi bu ayın başında, silahlı grupları devletin güvenlik çerçevesine entegre etmeye dönük ilk somut adımları açıkladı. Bu kapsamda, Irak’ın Şii Yurtsever Hareketi’ne bağlı Saraya el-Selam’ın tesisleri ve silahlarının devri gündeme geldi.
Sürecin, iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi tarafından da desteklendiği belirtildi. Koordinasyon Çerçevesi, Başbakan Ali el-Zaidi’nin silahlı gruplarla devlet arasındaki ilişkiyi yeniden düzenleme planlarını onayladı.
İran destekli silahlı gruplar Asaib Ehl el-Hak ve Ketaib İmam Ali, daha önce güçlerini yeniden düzenlemeye ve hükümetin silah kontrol girişimiyle uyum sağlamaya dönük adımlar atmıştı. Buna karşılık Ketaib Hizbullah ve Ashab el-Kehf ise ayrılma çağrılarını reddetti.
Irak’ta silahların devlet otoritesi altında toplanmasına dönük girişim sürerken, sahadaki farklı pozisyonlar dosyanın kısa vadede kapanmayacağını gösteriyor. Bağdat’ın attığı adımların, dış dengelerdeki değişime paralel olarak daha geniş bir siyasi pazarlığın parçasına dönüşebileceği değerlendiriliyor.