Gazze Şeridi ile işgal altındaki Batı Şeria'da insani durumun "felaket düzeyine" ulaştığını belirten BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravina Şemdaşani, İsrail'in saldırıları konusunda hesap verebilirlik eksikliğinin çatışmayı körükleyen etkenlerden biri olduğunu söyledi.
Şemdaşani, Gazze'de Ekim 2023'ten bu yana sürdüğünü belirttiği saldırılarda 70 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Geçen yıl ekimde ateşkes ilan edilmesinin ardından da 1.400'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirten Şemdaşani, ateşkese rağmen saldırı ve çatışmaların sürdüğünü ifade etti.
Gazze'de açlık ve yardım engelleri
Gazze'de insanların açlık nedeniyle öldüğünü söyleyen Şemdaşani, savaş suçları ve olası insanlığa karşı suçların işlendiğini dile getirdi. İnsani yardım girişlerinin engellenmesiyle gıda sıkıntısının krizi daha da ağırlaştırdığını belirtti.

Gazze'de 74 binden fazla Filistinlinin öldüğü, 175 binden fazla kişinin yaralandığı ve altyapının yaklaşık yüzde 90'ının yıkıldığı aktarıldı. Ateşkes anlaşmasına rağmen kuşatma ve günlük bombardımanın sürdüğü, gıda, ilaç, tıbbi malzeme ile barınma ihtiyaçlarının yeterli miktarda girişine yönelik kısıtlamaların devam ettiği belirtildi.
Batı Şeria'da öldürmeler ve gözaltılar
Şemdaşani, Batı Şeria'da daha fazla toprağa el konulduğunu ve her gün daha fazla Filistinlinin öldürüldüğünü söyledi. Filistinli tutukluların gözaltı merkezlerinde kötü muamele gördüğünü de belirtti.

Gazze'deki saldırılarla eş zamanlı olarak Batı Şeria'da İsrail ordusu ve yerleşimcilerin saldırılarının arttığı ifade edildi. Bu süreçte 1.210 Filistinlinin öldüğü, 13 bin 350 kişinin yaralandığı ve 24 bin 600 kişinin gözaltına alındığı aktarıldı.
BM sözcüsü, Filistin'deki ihlaller konusunda hesap verebilirlik eksikliğinin Ekim 2023 öncesinde de kronik olduğunu, sonraki dönemde ise daha da kötüleştiğini kaydetti.
Silah ve desteğin durdurulması çağrısı
Şemdaşani, İsrail'e silah tedarikinin yanı sıra savaşı körüklediğini belirttiği diplomatik ve mali desteğin de durdurulmasını istedi. Bunun tüm devletler açısından uluslararası hukuktan doğan bir yükümlülük olduğunu savundu.