Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın, beraberindeki heyetle Irak'a iki günlük kritik bir ziyaret gerçekleştirdi. Kalın'ın son Irak ziyareti tam bir yıl önce gerçekleşmiş ve özellikle "Terörsüz Türkiye" süreciyle gündeme gelmişti. Ancak bu kez ziyaret, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın ortaya çıkardığı yeni bölgesel dinamikler ve Irak'taki son gelişmeler şığında farklı bir boyut kazandı.
Ziyaretle eş zamanlı olarak Ankara'da da yoğun bir diplomasi trafiği yaşandı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Irak İş Konseyi organizasyonunda Türk iş insanlarından oluşan bir heyet, Irak Ticaret Odaları Federasyonu Başkanı Amir Fahdavi, Irak Başbakanı Ali Zeydi, Sanayi ve Madenler Bakanı Muhammed Nuri ve Ticaret Bakanı Mustafa Ani ile temaslarda bulundu. Aynı günlerde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı M. Hussein Bahr Al-Uloom ve beraberindeki enerji heyetini Ankara'da kabul etti. Bu tablo, Türkiye'nin Irak politikasında güvenlik, enerji, ticaret, yatırım ve siyasi istikrar başlıklarını birbirini tamamlayan alanlar olarak gördüğünü ortaya koydu.
"Terörsüz Türkiye" sürecinin Irak ayağı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Şubat ayında yaptığı "Suriye ayağı bittikten sonra Irak ayağı var" açıklaması, sürecin bu aşamasında dikkatleri Irak'a çevirmişti. PKK'nın ana coğrafyası olan Irak'ta silah bırakmaya yönelik emareler halen zayıf. Örgütün Sincar'dan Kandil'e, Mahmur'dan Süleymaniye çevresine kadar uzanan farklı zeminlerdeki varlığı devam ediyor.
Bu bağlamda Kalın'ın, Irak'taki PKK dosyasını elinde bulunduran Irak Ulusal Güvenlik Danışmanı Basim el-Bedri ile görüşmesi rutin bir istihbarat koordinasyonunun ötesine geçti. Temas, sürecin Irak ayağında muhatapların netleştirilmesi, güvenlik kurumları arasında çalışma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve Bağdat'ın daha fazla sorumluluk almaya teşvik edilmesi bakımından önem taşıdı.
Kalın'ın Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Faik Zeydan ile görüşmesi de aynı çerçevede dikkat çekti. Türkiye'de atılması beklenen hukuki ve siyasi adımlarla birlikte adli takip, delil paylaşımı, firari isimlerin iadesi, örgütün finans ve lojistik ağlarının kesilmesi gibi başlıklar sürecin parçası haline geliyor. Irak'ta yolsuzluk suçlamalarıyla aranan ve yurt dışında bulunan firarilerin takibinin görüşmelerde gündeme gelmesi de bununla bağlantılı.
Kalın'ın Irak Cumhurbaşkanı Nizar Amedi tarafından kabul edilmesi, ziyaretin Bağdat tarafından da üst düzeyde önemsendiğini gösterdi. Ancak 11 Kasım 2025 seçimlerinden yaklaşık altı ay sonra Ali Zeydi başbakanlığında kurulan hükümetin eksik bakanlarla yola çıkması, Şii siyasetindeki parçalanma, Sünni blokların kendi iç rekabeti, KDP-KYB ayrışması ve Bağdat-Erbil hattındaki kronik sorunlar yeni hükümetin karar alma kapasitesini sınırlıyor. Ankara bu riski yakından görüyor; çünkü Irak'ta devlet kapasitesinin zayıf kalması PKK dahil devlet dışı silahlı yapıların hareket alanını genişletiyor.

Erbil ve Süleymaniye hattında kritik temaslar
Kalın'ın Bağdat sonrası Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yaptığı temaslar özgün bir nitelik taşıdı. Erbil'de KDP lideri Mesut Barzani ile görüşmede IKBY, Irak ve Türkiye arasındaki ilişkilerin çeşitli alanlarda geliştirilmesi ve iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu, Ankara'nın Irak dosyasında yalnızca Bağdat merkezli bir okuma yapmadığını gösterdi.
Ziyaretin en dikkat çekici ayağı ise Kalın'ın KYB lideri Bafel Talabani ve IKBY Başbakan Yardımcısı Kubat Talabani ile Süleymaniye'de bir araya gelmesi oldu. Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Anıl Bora İnan'ın Bafel Talabani ile geçen ay yaptığı görüşmeyle Ankara-Süleymaniye ilişkilerinin diplomatik boyutu normalleşirken, Kalın'ın ziyareti ilişkilerin güvenlik boyutunu da iyileştirdi. Görüşmenin ana gündemi Terörsüz Türkiye süreciydi; PKK'nın silah bırakma sürecinde KYB hem kontrol alanı hem de kolaylaştırıcılık açısından kritik bir konumda bulunuyor. Kalın'ın Mesut Barzani görüşmesi sonrasında Bafel Talabani ile görüşmesi, iki yıla yakın süredir hükümet kuramayan KDP ile KYB arasındaki gerilim açısından da önemliydi.
MİT Başkanı düzeyinde ilk Kerkük ziyareti
Kalın'ın Irak ziyaretinin Kerkük ayağı başlı başına stratejik bir anlam taşıdı. Bir MİT Başkanı'nın ilk kez Kerkük'e gitmesi sembolik olmanın ötesinde mesajlar içerdi. Kerkük, Türkiye açısından yalnızca Türkmen varlığı nedeniyle değil; Irak'ın enerji jeopolitiğinin, tartışmalı bölgeler dosyasının, Bağdat-Erbil ilişkilerinin ve Kürt iç siyasetindeki rekabetin en hassas merkezlerinden biri olması nedeniyle önem taşıyor. Kerkük valisinin Türkmen olması, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri daha yakından takip etmesini anlamlı hale getiriyor.
Takaddüm Partisi Başkanı Muhammed Halbusi ile yapılan görüşme ise Ankara'nın Irak'taki Sünni siyasi yapıları da yakından takip ettiğini ortaya koydu. Yeni hükümet dengeleri, yolsuzluk soruşturmaları ve Sünni partiler arasındaki rekabet düşünüldüğünde bu temasın yalnızca ikili nezaket görüşmesi olmadığı değerlendirildi.
Çok hatlı diplomasi ve değişen küresel ortam
Kalın'ın güvenlik temasları, Bakan Bayraktar'ın enerji görüşmesi ve DEİK heyetinin ekonomik temasları birbirini tamamlayan adımlar olarak okunuyor. Türkiye, Irak'ta yalnızca güvenlik sağlayan ya da enerji güzergahı öneren bir aktör olmak istemediğini; ekonomik entegrasyon, üretim, ticaret ve yatırım alanlarında da kalıcı bir zemin kurmaya çalıştığını ortaya koyuyor.
Bu tablo dış aktörlerin bölgeye yaklaşımını da yeniden şekillendiriyor. ABD'nin Irak'a yönelik ilgisinin askeri çerçeveden ekonomik ve yatırım odaklı bir zemine kaymaya başladığı görülüyor. ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın Irak Özel Temsilcisi olarak da görev alması, Washington'ın Irak-Suriye-Türkiye hattını daha geniş bir bölgesel denklem içinde okuduğunu düşündürüyor. Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin ABD ziyareti sonrası Türkiye'yi de ziyaret edeceğini açıklaması bu okumayla örtüşüyor.
Sonuç olarak Kalın'ın Bağdat, Erbil ve Kerkük hattındaki temasları, Türkiye'nin Irak politikasının güvenlik omurgasını oluşturuyor. Ziyaretin merkezinde terörle mücadele ve Terörsüz Türkiye sürecinin Irak ayağı bulunuyor. Ancak Türkiye'nin yürüttüğü çok boyutlu diplomasi, bu dosyadaki ilerlemenin Irak'ın iç siyasi dengelerinden, yeni hükümetin güvenlik reformu kapasitesinden, Bağdat-Erbil uyumundan, Kerkük'ün statüsünden, enerji güzergahlarından ve iki ülke arasındaki ekonomik entegrasyondan bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor.