Orta Doğu'nun iki hayati deniz geçidinde yaşanan ablukalar, küresel enerji arzını ve ticareti ciddi bir kırılganlığa sürüklüyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Recep Yorulmaz, AA Analiz için yazdığı makalede, Hürmüz ve Babülmendep boğazlarındaki tıkanmanın çok yönlü etkilerini değerlendirdi.
"ABD-İsrail bloku, İran'ın dini liderini öldürecek kadar ezici bir askeri güç kullandı ama aynı blok, bu gücün küresel ekonomiyi nasıl bir kırılganlığa sürükleyeceğini hesaplamakta neden bu kadar çaresiz kaldı?"
Hürmüz Boğazı'nda fiili felç
Yorulmaz'ın analizine göre, Basra Körfezi'nin dar geçidi Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemi sayısı bir ay içinde 41'den 6'ya düştü. Bu durum yavaşlama değil, fiili bir felç anlamına geliyor. ABD'nin güney eskort hattının 20-21 Temmuz saldırıları sonrası işlevsiz kaldığını belirten Yorulmaz, Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları'nın (UKMTO) güney koridorunda üç tankerin vurulduğunu teyit ettiğini aktardı. Geriye kalan gemilerin İran kıyısına yanaşmak zorunda kaldığını, bunun güvenli geçiş için saldırganın rotasını kullanma çelişkisi yarattığını vurguladı.
Katar'ın Ras Laffan terminalinden yapılan LNG sevkiyatlarının da risk altında olduğunu belirten Yorulmaz, QatarEnergy'nin saldırılar sonrası mücbir sebep ilan ettiğini ve ihracat kapasitesinin yüzde 17'sinin hasar gördüğünü kaydetti. Dünya LNG arzının beşte birini sağlayan bir üreticinin bu ölçekte sekteye uğramasının spot piyasada yapısal bir kırılma anlamına geldiğini ifade etti.
Babülmendep hattı da kilitlendi
Hürmüz'deki riskin artmasıyla alternatif olarak görülen Suudi Arabistan'ın Yanbu terminalinin de 20 Temmuz'da Husilerin deniz ablukası ilan etmesiyle devre dışı kaldığını belirten Yorulmaz, Çin ve Hindistan'a ham petrol taşıyan üç büyük tankerin Babülmendep önünde U dönüşü yaparak Süveyş'e yöneldiğini söyledi. Yanbu'dan Asya'ya Babülmendep rotasıyla 16 gün süren yolculuğun, Süveyş üzerinden Afrika'yı dolaşınca 50 güne çıktığını vurguladı.
Yorulmaz, Çin'in kendi tankerlerinin güvenli geçişi için Husilerle doğrudan temas kurduğunu ve her gemiyi tek tek onaylattığını belirterek, "Uluslararası hukukun tanıdığı seyir serbestisi ortadan kalkmış oldu. Bayrak, sahiplik ve ikili pazarlıklara göre işleyen parçalı bir sistem doğuyor" değerlendirmesinde bulundu.
Maliyetler ve enflasyon riski artıyor
İki boğazdaki tıkanmanın piyasalara ağır bir fatura çıkardığını ifade eden Yorulmaz, Brent petrolün savaş öncesi 70 dolar seviyesinden mart ayında 103 dolara kadar yükseldiğini, temmuz sonunda Asya işlemlerinde 88 doları gördüğünü ve Husi ablukasının etkisiyle fiyatların geçici olarak 100 dolar sınırını zorladığını aktardı.
Deniz sigortası primlerinin Hürmüz'de gemi değerinin yüzde 0,25'inden yüzde 3 ila 10'a çıktığını belirten Yorulmaz, 100 milyon dolarlık bir tanker için sigorta maliyetinin 250 bin dolardan 10 milyon dolara sıçradığını söyledi. Navlun fiyatlarındaki artış ve rota uzamalarının enflasyondaki yavaşlama eğilimini tersine çevirme riski taşıdığını vurgulayan Yorulmaz, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) temmuz sonunda faizleri sabit tutmasını ve üç üyenin faiz artışı istemesini bu tedirginliğin somut yansıması olarak değerlendirdi.
Türkiye'nin Kalkınma Yolu alternatifi öne çıkıyor
Yorulmaz, krizin bölgesel yansımalarına da dikkat çekerek Mısır'ın Süveyş Kanalı gelirlerinin eridiğini, Cezayir ve Libya'nın Avrupa'nın enerji çeşitlendirme arayışında yeni bir görünürlük kazandığını belirtti. Hazar havzasındaki koridorların jeostratejik değerinin artmasına rağmen mevcut altyapının Hürmüz'den akan hacimleri kısa vadede ikame edemeyeceğini ifade etti.
Asıl dikkat çekici gelişmenin Türkiye'den geldiğini vurgulayan Yorulmaz, Ankara'nın Irak'la beş ayrı işbirliği anlaşması imzaladığını ve bunların en kritik ayağının Basra Körfezi'ndeki Fav Limanı'nı Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi olduğunu kaydetti. 1200 kilometrelik demiryolu ve otoyoldan oluşan bu koridorun Hürmüz ve Babülmendep'e bağımlı olmayan bir enerji ve ticaret hattı anlamına geldiğini belirten Yorulmaz, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığının (TPAO) Kerkük üretim sahasına ortak edilmesi ve günde 1 milyon varil petrolün Türkiye'ye akışının gündeme gelmesinin bu vizyonun enerji boyutunu tamamladığını söyledi.
Yorulmaz, "Türk dış politikasının bu tabloyu çok önceden okuduğu ve alternatif koridorları krizden önce tasarlamaya başladığı artık inkâr edilemez. Deniz yolları kilitlenirken kara koridorlarını hazır tutan bir strateji, bugün bölgenin en isabetli hamlesi olarak öne çıkıyor" ifadelerini kullandı.