Al Jazeera'da yayımlanan bir analize göre, İran, ABD ile imzalanan mutabakat zaptına rağmen nükleer müzakerelerde Hürmüz Boğazı'nı ve bölgedeki müttefiklerini en güçlü pazarlık kozları olarak kullanmaya devam ediyor.
Analizde, İran'ın nükleer silah üretimine ilişkin dini fetvası nedeniyle aceleci davranmadığı, ancak uranyum zenginleştirme kapasitesini artırarak ve bölgesel nüfuzunu pekiştirerek ABD karşısında elini güçlendirdiği belirtiliyor.
Lübnan'da kırılgan istikrar
Yazıya göre, Lübnan'da 2024 sonunda seçilen yeni cumhurbaşkanı ve hükümete rağmen Hizbullah'ın Mart ayında İsrail'e karşı askeri harekat başlatması, ülkedeki egemenlik sorununu yeniden gündeme getirdi. Hükümetin savaş ve barış kararlarını kontrol edemediği, güneyde geniş bölgelerde otorite kuramadığı ifade ediliyor.
ABD arabuluculuğunda İsrail ile imzalanan anlaşmanın ise sahada karşılık bulmadığı ve Lübnan'a barış getirmek yerine siyasi krizi derinleştirebileceği öne sürülüyor.
Irak'ta İran nüfuzu
Irak'ın ise İran'ın etkisinden kurtulmaktan uzak olduğu, Tahran'ın ülkeyi adeta bir eyaleti gibi yönettiği savunuluyor. Eski dini lider Ali Hamaney'in cenaze törenlerinin üç Irak şehrinde düzenlenmesinin, İran'ın nüfuzunun boyutunu gösterdiği kaydediliyor.
Yeni başbakanın İran yanlısı güçlerin etkisini azaltma çabalarının ise bölge ülkelerine yönelik geçici güvence mesajlarından öteye gitmediği iddia ediliyor.
Yemen'de tansiyon yükseliyor
Analizde, Yemen'de dört yılı aşkın süredir devam eden kırılgan ateşkese rağmen son gelişmelerin durumu daha da karmaşık hale getirdiği belirtiliyor. Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi'nin son iki haftadır genel seferberlik çağrısı yapması ve İran'ın geçen Cuma günü Sanaa'ya bir sivil uçak göndererek Husi heyetini Hamaney'in cenaze törenine götürmesi, gerilimi tırmandırdı.
Bu adımların ardından Yemen hükümeti ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun sert tepki gösterdiği, Yemen krizinin yeniden sıcak çatışmalara dönüşme ihtimalinin arttığı ifade ediliyor.
Öte yandan, uluslararası yaptırımların Husiler üzerinde ekonomik baskı oluşturduğu ve bu nedenle İran'ın yanında son dört aydır aktif çatışmaya girmekten kaçındıkları, bunun da Ürdün'ün başkenti Amman'da yürütülen esir takası müzakerelerine olumlu yansıdığı kaydediliyor.
Çözüm arayışları
Yemen hükümetinin, Güney Geçiş Konseyi'nin feshedilmesinin ardından ortaya çıkan siyasi ve güvenlik boşluğunu doldurmakta zorlandığı, kamu gelirleri üzerindeki kontrolün yeniden sağlanmasının öncelikli hedef olduğu vurgulanıyor.
Analiz, Lübnan, Irak ve Yemen'deki durumun birbirinden farklı dinamiklere sahip olduğunu, ancak her üçünde de uluslararası alanda tanınan hükümetler ile fiili otoriteler arasındaki çatışmanın çözümü zorlaştırdığını belirtiyor. Ne kolay bir barışın ne de kesin bir savaşın mümkün olduğu, "ne savaş ne barış" halinin ise halkları yaşam koşulları açısından tükettiği ifade ediliyor.