İran'ın nükleer silah edinmesi yönündeki çağrılar, ülkenin Haziran 2025'ten bu yana ABD ve İsrail'le yaşadığı iki savaşın ardından din adamları ve siyasi isimler arasında güç kazanıyor. New York Times'ın 3 Kasım'da yayımladığı habere göre, daha önce yalnızca radikal çevrelerde savunulan bir görüş kamuoyu tartışmasının merkezine taşındı.
Bu dönüşüm, İranlı liderlerin ABD'deki ara seçimlerin ardından yeni bir çatışma turunu önlemek için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaşanıyor. Yeni söylem, Tahran'ın nükleer programının barışçıl olduğu yönündeki sürekli vurgusuyla ve merhum dini lider Ali Hamaney'in nükleer silahların geliştirilmesini ve kullanılmasını haram sayan fetvasıyla çelişiyor. Söz konusu fetva, şubat ayının sonlarında başlayan savaşta öldürülmeden önce ordu ve Devrim Muhafızları da dahil olmak üzere devlet kurumları için bağlayıcıydı.
Cuma hutbelerinden meclis kürsüsüne
Ülkenin batısındaki Kuhdeşt kentinde geçen hafta cuma hutbesi veren imam Ali Sebehvend, “Allah’ın izniyle, suçlu Amerika’yla güçlü biçimde savaşabilmek için nükleer silaha sahip olmalıyız” dedi. Cemaat ise “Nükleer caydırıcılık tartışılmaz hakkımızdır” sloganını attı. New York Times, geniş kitlelere ulaşan bir görüntü kaydına dayandırdığı haberinde bu ifadeleri aktardı.
Tahran'da geçici cuma imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, 30 Ekim'de Tahran Üniversitesi'nde verdiği hutbede nükleer doktrinin yeniden gözden geçirilmesinin “İran halkının talebi” olduğunu söyledi. Tesnim Haber Ajansı'na göre Ekberi, kaynağını belirtmediği anketlere dayanarak halkın “yüzde 70'inden fazlasının” bu görüşü desteklediğini savundu. Cemaat, nükleer enerjiyi destekleyen eski bir sloganı tekrarladığında ise tartışmanın artık bu sloganı aştığını söyledi.
Amwaj Media'nın editörü Muhammed Ali Şabani, din adamlarının açıklamalarının nükleer silahların tartışılmasının önündeki dini engeli kaldırdığını, ancak siyasi veya stratejik bir dönüşüm yaşanıp yaşanmayacağının belirsiz olduğunu söyledi.
Antlaşmadan çekilme için 10 önerge
Tartışma parlamentoya da taşındı. Meclis Divanı üyesi Ali Rıza Süleymi, 30 Ekim'de bazı milletvekillerinin Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilmeyi öngören bir yasa tasarısı hazırladığını ve tasarının meclise sunulduğunu söyledi. Süleymi, nükleer doktrinin gözden geçirilmesi çağrısı yaparak “stratejilerin değişmesi gerektiğini” belirtti. Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi milletvekili İbrahim Rızai, antlaşmadan çekilmeye ilişkin 10 önergenin kayda geçirildiğini açıkladı. Milletvekili Mahmud Nebeviyan ise “İran halkının Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekilmesinin ve nükleer doktrini değiştirmesinin zamanı geldi” diye yazdı.
Radikal Paydari Cephesi de parlamentoya antlaşmadan çekilmesi için baskı yaptı. Cephe, antlaşmaya üyeliğin İran'ı ABD ve İsrail saldırılarından korumadığını savundu. Devrim Muhafızları'na yakın Tesnim Haber Ajansı da antlaşmada kalmanın yararını sorguladı. 4 Kasım'daki “13 Aban” yürüyüşlerinin sonuç bildirisinde antlaşmadan “onurlu bir çekilme” talep edildi. Tahran'da yürüyüşe katılanlar “İran, nükleer ol” ve “İran, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması'ndan çekil” yazılı pankartlar taşıdı.
“Yeni bir karar alınmadı”
Buna karşılık yetkililer, devletin tutumunu resmen değiştirmediğini belirtiyor. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, 31 Ekim'de devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, yeni bir savaş çıkması halinde liderliğin savaş öncesindeki doktrini koruyup korumayacağını tartıştığını söyledi. Rızai, “henüz yeni bir karar alınmadığını” vurguladı. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani programın barışçıl niteliğini savunmayı sürdürüyor. Tartışmanın dini lider Mücteba Hamaney'e ulaşıp ulaşmadığı ise netlik kazanmadı.
Reformist Şark gazetesinde yazan eski diplomat Kuroş Ahmedi, bu açıklamaların yetkililerin yeni bir savaşı önleme çabalarını zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Ahmedi, nükleer bomba edinme çabasının, İran silaha sahip olmadan önce saldırıya uğrama riskini artırabileceğini söyledi. Dış politika uzmanı Muhammed Kadiri ise Tahran'dan yaptığı değerlendirmede, daha önce liderlik içindeki azınlığın görüşü olan antlaşmadan çekilme fikrinin çoğunluğun görüşüne dönüştüğünü belirtti.
New York Times'ın görüştüğü analistler, Hamaney'in bomba edinmeden belirsizliğe dayalı bir caydırıcılık sağlamaya çalıştığını, ancak bu yaklaşımın iki savaşı önleyemediğini söyledi. Son savaştan önce Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı, İran'ın yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunu yaklaşık 440,9 kilogram olarak tahmin etmişti. Silah üretimi için gerekli seviye ise yüzde 90 kabul ediliyor. ABD ve İsrail'in nükleer tesislere yönelik saldırılarının ardından müfettişler bu stokun durumunu tam olarak doğrulayamıyor. Antlaşma, taraf olan herhangi bir ülkenin üç ay önceden bildirimde bulunarak antlaşmadan çekilmesine izin veriyor.
Tartışma, ABD seçimlerinin ardından Tahran ile Washington arasındaki sözlü gerilimin tırmandığı bir döneme denk geliyor. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance'ın seçim sonuçlarını analiz ettiği paylaşımına perşembe günü yanıt verdi.

Galibaf, “Masadan kalkamayan kaybetmiş bir kumarbazın enerjisi. Başkan bir sonraki savaş aşamasına hazırlanırken Amerika ‘Önce İsrail’ uçurumunun kenarında sendeleyip duruyor” diye yazdı. Vance'a hitaben “Bunu neden patronuna söylemiyorsun?” ifadelerini kullandı. Galibaf, seçimlerin ertesi günü Amerikalıların “savaşa hayır dediğini” söylemişti.
Kapak fotoğrafı: Hamid Rıza Mehraban / Mehr Haber Ajansı (CC BY 4.0). Metin içindeki fotoğraf: X platformu, Clash Report aracılığıyla