İsrail ordusunun koruması altında hareket eden yerleşimciler, Cuma günü Batı Şeria'daki Tel beldesine saldırdı. Saldırıya karşı koyan Filistinlilerden 4 kişi şehit oldu, 4 kişi de yaralandı. Filistin ve İsrail kaynakları, çatışma sırasında 2 İsraillinin de öldüğünü bildirdi.
Olayın ardından İsrail güçleri, Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda Filistinliyi gözaltına aldı.
Uzmanlar: Saldırılar yerleşim projesini hızlandırmak için araç
Uzmanlar, bu saldırıları İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü genişletmeyi amaçlayan kapsamlı politikasından ayrı görmüyor. Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyinde Belgeleme Birimi Sorumlusu Emir Davud, "Batı Şeria'da yaşananlar İsrail'in yerleşim projesi lehine her türlü koşulu değerlendiren zihniyetinin bir sonucu," dedi.
Davud, İsrail'in her güvenlik olayını yerleşim projesinin hizmetine sunduğunu vurguladı. Yerleşim projelerindeki hızlanmayı, hükümetin ideolojik yaklaşımına ve yaklaşan seçimler öncesinde sağ seçmen tabanını memnun etme hedefine bağladı.
Oslo Anlaşması uyarınca "B Bölgesi" olarak sınıflandırılan alanlarda dahi yeni yasa dışı yerleşim noktalarının kurulmasının hız kazandığını belirten Davud, bu noktaların sayısının 20'ye yaklaştığını ve tamamının 7 Ekim 2023'ten sonra kurulduğunu ifade etti. Davud, bunun "İsrail hükümeti ve Filistin topraklarını gasbeden İsrailliler açısından artık hiçbir engel bulunmadığını gösterdiğini" söyledi.
İsrail'in mesajı: Direnç daha fazla baskıyla karşılık bulacak
Necah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Hasan Eyyub, Tel beldesindeki olayların tehlikesinin yalnızca saldırıdan değil, İsrail'in bu olayları sahada daha fazla keyfi uygulamayı hayata geçirmek için kullanmasından kaynaklandığını değerlendirdi.
Eyyub, İsrail'in Filistinlilere verdiği mesajın "varlığını korumaya, kendini savunmaya ya da Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarına karşı koymaya yönelik her girişimin daha fazla toprak gaspı, kuşatma, ekonomik baskı ve yıldırma politikalarıyla karşılık bulacağı" yönünde olduğunu ifade etti.
Eyyub, bazı İsrailli bakanların Cenin, Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarında olduğu gibi Filistin beldelerinde de zorla yerinden etme operasyonları gerçekleştirilebileceğine dair açıklamalarını kaygı verici bir gelişme olarak aktardı.
Oslo sınırlamaları aşılıyor, yeni fiili durum hedefleniyor
Necah Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Raid Nuayrat, mevcut İsrail hükümetinin Batı Şeria'nın Oslo Anlaşması uyarınca yapılan idari bölünmesini artık siyasi bir sınırlama olarak görmediğini belirtti. Nuayrat, hükümetin bu sınıflandırmayı açıkça aşmaya çalıştığını ve sahada yeni bir fiili durum oluşturmayı hedeflediğini söyledi.
Nuayrat, yerleşimci stratejisinin Filistinlileri göçe zorlamak ve topraklarından koparmak için yaşam alanlarını daraltmak ile ekonomik imkanları ortadan kaldırarak onları varlıklarını devam ettiremez hale getirmek olduğunu aktardı. Tel beldesi ve diğer bölgelerde yaşananların da bu politikanın bir parçası olduğunu vurguladı.
Batı Şeria, 1995 tarihli Oslo 2 Anlaşması uyarınca "A", "B" ve "C" bölgelerine ayrılıyor. "A" bölgesi Filistin yönetiminin tam kontrolünde bulunurken, "B" bölgesinde sivil yönetim Filistin'e, güvenlik kontrolü ise İsrail'e ait. Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturan "C" bölgesi ise tamamen İsrail'in kontrolünde bulunuyor.