BAE ile İsrail arasındaki ilişki, Körfez’de değişen güvenlik dengeleri ve Netanyahu üzerindeki bölgesel ve diplomatik baskı nedeniyle yeniden tartışma konusu oldu. Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Doç. Dr. Necmettin Acar’ın analizinde, 7 Ekim 2023 öncesinde Netanyahu’ya uyarı yapıldığı iddiası, Batılı ülkelerin Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlere yönelik yaptırım hazırlıkları ve İsrail’deki seçim süreci birlikte değerlendirildi.

7 Ekim öncesi uyarı iddiası
İddiaya göre BAE Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan, 7 Ekim saldırısından yaklaşık 10 gün önce İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile şifreli bir telefon görüşmesi yaptı. Bu görüşmede Hamas lideri Yahya Sinvar’ın "deprem" olarak nitelendirilen büyük bir operasyon hazırlığında olduğu uyarısının iletildiği öne sürüldü.
Görüşmenin, BAE’nin İsrail büyükelçiliğinde görevli bir yetkilinin özel telefon aracılığıyla Netanyahu’nun ofisine ulaşmasıyla gerçekleştirildiği aktarıldı. Netanyahu’nun ise olası Hamas operasyonunu Batı Şeria ile ilişkilendirdiği ve İsrail’in her senaryoya hazır olduğunu söylediği iddia edildi.
Analizde ayrıca, Netanyahu’nun söz konusu bilgiyi dönemin Şin Bet Başkanı, Mossad Başkanı ve İsrail Genelkurmay Başkanıyla paylaşmadığı öne sürüldü. Aynı uyarının dönemin CIA Direktörü William J. Burns’e de iletildiği iddia edildi.
Netanyahu ve Likud iddiaları reddetti
Netanyahu, 7 Ekim öncesi uyarı yapıldığı yönündeki iddiaları "mutlak yalan" ve "komplo" olarak nitelendirdi. Haaretz’e dava açacağını açıklayan Netanyahu, haberin seçimleri kazanmak amacıyla uydurulduğunu savundu.
Likud Partisi ise iddianın arkasında BAE’de yaşayan Filistinli siyasetçi Muhammed Dahlan’ın bulunduğunu öne sürdü. Analizde Dahlan’ın BAE ile İsrail arasındaki diplomatik kanallarda önemli bir konuma sahip olduğu belirtildi; bilginin Abu Dabi’nin bilgisi dışında kamuoyuna sızdırılmış olmasının düşük ihtimal olduğu savunuldu.
BAE’nin açıklaması doğrudan doğrulama içermedi
BAE’nin açıklamasında, ülke ile İsrail arasındaki kurumların beş yıldan uzun süredir açık ve doğrudan iletişim hatlarını koruduğu ifade edildi. Açıklamaya göre gerektiğinde ilgili istihbarat kurumlar arasında iletiliyor. Ancak Netanyahu’ya uyarı yapıldığı iddiası açıklamada doğrudan doğrulanmadı veya yalanlanmadı.

Doç. Dr. Necmettin Acar, bu tutumun BAE’nin değişen bölgesel güvenlik mimarisine uyum arayışını yansıtabileceğini değerlendirdi. Analizde, Dahlan üzerinden verilen mesajın Abu Dabi’nin resmi kanallarla iletmekte zorlanabileceği bir uyarının siyasi bir aktör aracılığıyla aktarılması anlamına gelebileceği savunuldu.
Abu Dabi’nin Türkiye ile iletişim arayışı
BAE’nin 4 Eylül 2026’da Mısırlı yazar Abdurrahman Yusuf el-Karadavi’yi serbest bırakması, analizde bölgesel yönelim değişikliğinin işaretlerinden biri olarak ele alındı. Karadavi, yayımladığı video mesajda Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti; Erdoğan’ı tarihin doğru tarafında duran bir lider olarak nitelendirdi.
Aynı değerlendirmede, Türk Dışişleri Bakanlığı ile istihbarat birimlerinin Karadavi’nin serbest bırakılması sürecinde belirleyici rol oynadığı aktarıldı. Bu gelişmenin, BAE’nin Türkiye ile yeni bir iletişim kanalı kurma ve bölgesel güvenlik seçeneklerini çeşitlendirme arayışına işaret edebileceği belirtildi.
BAE’nin İsrail ile imzaladığı Abraham Anlaşmaları, Abu Dabi bakımından ekonomik ve güvenlik açısından önemli bir dayanak olarak değerlendirildi. Ancak analizde, bölgede yaşanan savaş, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler ve Körfez petrol tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle bu dayanağın sorgulanmaya başladığı savunuldu.
Netanyahu’nun gizli ziyaretini Mayıs 2026’da kamuoyuna duyurmasının ardından BAE’nin bu ziyareti hızla yalanlaması da iki ülke arasındaki ilişkinin kırılganlığına örnek gösterildi.
Seçim takvimi Netanyahu üzerindeki baskıyı artırdı
İngiltere öncülüğünde İspanya, Fransa, Hollanda ve diğer Batılı ülkelerin Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlere yaptırım uygulama kararları, Netanyahu üzerindeki diplomatik baskının unsurları arasında sıralandı.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in, ABD’nin Orta Doğu politikasını İsrail’e tabi kılamayacağını söylemesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ı Netanyahu ile çıkar çatışması yaşandığında yollarını ayırmaya en istekli lider olarak tanımlaması da bu baskı çerçevesinde değerlendirildi.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan seçimlere haftalar kala ortaya çıkan gelişmelerin, Netanyahu sonrası döneme hazırlık niteliği taşıyabileceği öne sürüldü. Muhalefet temsilcileri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett, Avigdor Lieberman ve Yair Golan, ortak bildiride 7 Ekim öncesi istihbarat uyarılarının soruşturulmasını istedi.
Analizde, güvenlik aygıtının üst kademesindeki bazı isimlerin ilgili istihbarattan güvenlik birimlerinin haberdar edilmediğini ifade ettiği belirtildi. Bu gelişmelerin Netanyahu’nun uluslararası ve bölgesel aktörler nezdindeki siyasi hareket alanını daraltabileceği değerlendirildi.
Değerlendirmede BAE’nin, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın oluşturduğu öne sürülen yeni güvenlik çerçevesine yaklaşma ihtimalini açık tuttuğu savunuldu. Körfez ülkelerinin Netanyahu sonrası bir İsrail yönetimiyle daha öngörülebilir ilişkiler kurma arayışında olabileceği belirtildi.