Palestine Chronicle editörü ve gazeteci Ramzy Baroud, Gazze’nin yanı sıra Lübnan, Yemen, Irak ve İran’la bağlantılı cephelerin bölgesel gerilimi artırdığı bir dönemde, 7 Ekim 2023’ün İsrail’in güvenlik doktrininde kırılma oluşturduğunu savundu. Baroud, bu değerlendirmesinde İsrail’in güvenlik paradigmasının 1897’den günümüze uzanan dönüşümünü inceledi.
Güvenlik anlayışının temelleri
Baroud’a göre Siyonist hareket, 1897’de Basel’de düzenlenen Birinci Siyonist Kongresi’nin ardından Filistin’e yöneldi. Yazar, İsrail’in güvenlik anlayışının Arap ordularının askeri direnişinin ezici güç karşısında sonuçsuz kalacağı varsayımı üzerine kurulduğunu belirtti.
Değerlendirmede, David Ben-Gurion ve yakın çevresinin 1940-1947 yılları arasında Filistin köylerine ilişkin plan, topoğrafya, altyapı ve sosyoekonomik bilgileri içeren dosyalar hazırladığı aktarıldı. Baroud, İngiliz mandası döneminde eğitilen askeri güç ile 1948 tarihli Dalet Planı’nın İsrail’in askeri üstünlüğünü pekiştiren unsurlar arasında yer aldığını yazdı.
Baroud, David Ben-Gurion’un 1948 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Ze’ev Jabotinsky’nin "Demir Duvar" doktrinini benimsediğini ileri sürdü. Bu doktrinin hızlı seferberlik, önleyici vuruş ve çatışmayı karşı tarafın hattına taşıma ilkelerine dayandığını belirtti.
1967 Savaşı’nın güçlendirdiği algı
İsrail’in kendisini bölgesel güç ve yenilmez bir devlet olarak görmeye başlamasında 1967 Savaşı’nın belirleyici olduğunu savunan Baroud, İsrail’in altı gün içinde Doğu Kudüs, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri dahil geniş bir coğrafyanın kontrolünü ele geçirdiğini, Sina Yarımadası’nı da işgal ettiğini yazdı.
Yazara göre bu gelişmeler, İsrail’in aradığı "stratejik derinliğe" ulaştığı düşüncesini güçlendirdi. Baroud, savaşın ardından Arap dünyasının hedefinin Filistin’in tamamını özgürleştirme fikrinden 1967’de kaybedilen toprakları geri alma amacına daraldığını belirtti.
Baroud ayrıca 1967 Savaşı’nın ABD ile İsrail arasındaki stratejik ilişkiyi yeniden şekillendirdiğini savundu. İsrail’in Washington açısından bölgesel ortak konumunu güçlendirdiğini, Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi ile İsrail yanlısı örgütlerin ABD siyasetindeki etkisinin sonraki yıllarda arttığını ifade etti.
1973’te ortaya çıkan çatlak
Baroud, Ekim 1973 Savaşı’nı İsrail’in askeri yenilmezlik algısında ilk büyük çatlağı oluşturan gelişme olarak değerlendirdi. Mısır ve Suriye’nin eş zamanlı saldırısının İsrail’i hazırlıksız yakaladığını, Mısır güçlerinin Süveyş Kanalı’nı geçtiğini ve Suriye birliklerinin Golan Tepeleri’ne girdiğini yazdı.
Değerlendirmeye göre İsrail, seferberlik ilanı ve ABD’nin askeri ikmaliyle savaşın seyrini değiştirdi. Baroud, İsrail’in topyekûn yenilgiden kurtulmasına rağmen savaşın, hazırlıklı ve koordineli hareket eden Arap ordularının ciddi askeri ve psikolojik sonuçlar doğurabileceğini gösterdiğini savundu.
Yazara göre İsrail, 1973 Savaşı’nın ardından Mısır’ı bölgesel askeri denklemden çıkarmaya yöneldi. Camp David süreci ve 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması sonucunda Sina Yarımadası Mısır’a iade edilirken Mısır, İsrail’i tanıyan ilk Arap devleti oldu.
1973-2023 arasında siyasi üstünlük arayışı
Baroud, 1973’ten 2023’e kadar İsrail’in askeri güç, diplomasi, ekonomik baskı ve siyasi hamleleri birlikte kullanarak Arap dünyasındaki rakiplerini etkisizleştirdiğini ileri sürdü. Bu süreçte Arap dünyasının parçalandığını, bazı eski rakiplerin müttefike dönüştüğünü ve Filistin meselesinin bölgesel siyasetteki ağırlığının azaldığını yazdı.
1993 Oslo Anlaşmaları’nı söz konusu dönüşümün simgelerinden biri olarak değerlendiren Baroud, anlaşmanın işgali sona erdirmediğini ve Filistinlilerin İsrail’in kontrolündeki bir sistem içinde yönetilmesine dayalı yeni bir yapı oluşturduğunu savundu.
Hamas’ın 2006 yasama seçimlerini kazanmasının ardından Filistin içindeki ayrılıkların derinleştiğini belirten yazar, Gazze Şeridi’nde İsrail’in uyguladığı ve Mısır’ın da pekiştirdiğini ifade ettiği ablukanın bu dönemde şekillendiğini aktardı. Baroud, Gazze’nin 2008-2009, 2012, 2014 ve 2021 yıllarındaki çatışmalarla birlikte İsrail’in askeri üstünlüğünü gösterdiği bir alan olarak görüldüğünü yazdı.
7 Ekim 2023’ün ardından
Baroud, 7 Ekim 2023’te yaşananların İsrail’in güvenlik ve istihbarat sistemlerinin aşılmaz olduğu varsayımını sarstığını savundu. Yazar, bu olayın İsrail’in yaklaşık bir asır boyunca dayandığı "Demir Duvar" doktrininin sınırlarını ortaya çıkardığını ileri sürdü.
Değerlendirmede, 7 Ekim sonrasında Gazze’nin yanı sıra Lübnan, Yemen, Irak ve İran’la bağlantılı cephelerin bölgesel gerilimi artırdığı ifade edildi. Baroud, bu tablonun İsrail’in rakipleriyle ayrı ayrı mücadele etme stratejisini zorladığını belirtti.
Yazara göre 7 Ekim, Filistin meselesini yeniden küresel siyasetin merkezine taşıdı ve Gazze çevresinde uluslararası dayanışmayı artırdı. Baroud ayrıca Gazze, Batı Şeria, Kudüs, 1948 toprakları ve diasporadaki Filistinliler arasında ortak ulusal kimlik duygusunun güçlendiğini savundu.
Baroud, İsrail’in 7 Ekim sonrasında askeri güç kullanarak caydırıcılığını yeniden tesis etmeye ve önceki stratejik hesaplarını kapatmaya çalıştığını yazdı. Değerlendirmenin sonucunda, İsrail’in askeri kapasitesi devam etse de "Demir Duvar" doktrininin dayandığı psikolojik üstünlük varsayımını yeniden kurmasının zor olduğu ileri sürüldü.